Hayatta yapmak istediğiniz çok şey olduğunu ama herhangi bir sebepten dolayı hiç biri için bir türlü o adımı atamadığınızı hissettiğiniz oldu mu? Hep bir itici güç aradınız ama ne çevrenizde ne de kendi içinizde bulamadınız. Ya da farklı sebepler vardı. Böyle böyle biriktiler ve sonunda mutsuzluğun farklı formlarıyla geri döndü belki de size.

İşte bu süreç belki birkaç yıl boyunca benim için tam da böyle geçti, belki daha da uzun bir süre. 2018 yılı ilk çeyreği itibariyle işletmeye son verdiğimiz şirketimiz Peakode bizim için toplamda 3–4 yıllık bir serüvendi. Bu süreçte çok ama çok şey öğrendik. Girişimcilikten insan kaynaklarına, insan kaynaklarından muhasebeye, muhasebeden farklı iş modelleri denemeye ve inovasyona kadar neler öğrendiğimizi yazarak anlatmam mümkün değil. Ancak şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki 1 saniyesini bile yaşamaktan pişman olmadım ve hatta iş odaklı yaşamın hayata dair neleri alıp götürebileceğini göreceli olarak ‘genç yaşta’ öğrendiğimi düşündüğüm için de ayrıca mutluyum.

Bu yıllara dönüp baktığımda hayata dair özet niteliğinde söyleyebileceğim temel şeyleri listelemem gerekirse:

  1. Çok çalışmak (gerçekten ‘çok fazla’ çalışmak),
  2. Psikolojik dengesizlik,
  3. Finansal yetersizlik.

Kendinize ait bir şirketiniz olması kolay iş değil; çok fazla çalışmak zorundasınız, her gün yaşadığınız şeyler çok sık değişen bir psikolojiye sahip olmanıza neden oluyor ve tabii ki de size maaş ödeyen kurum kendi şirketiniz olduğundan gelen ödemelerden bir kısmını (eğer geliyorsa tabi) kendinize almayı tercih etmek yerine şirketi ayakta tutmak adına kullanmak zorunda hissedebiliyorsunuz.

Tüm bunları anlatarak modunuzu düşürdüğümün farkındayım, ya da girişimcilikten soğutuyor olabilirim. Girişimciliğe adım atmak üzereyseniz ve bu gibi durumlara hazır değilseniz tekrar düşünün derim. Ancak bu yazının temel amacı iş hayatı değil, tam aksine, iş hayatı dışında yaptıklarımız.

Bizde karşılığı ‘boş zaman’ olsa da, İngilizce’deki karşılığı olan leisure time için Wikipedia bu kelimenin genel olarak “boş zamanda yaptığınız deneyimlerin kalitesi” olarak tanımlamış, hoşuma gitti.

Leisure has often been defined as a quality of experience or as free time. Free time is time spent away from business, work, job hunting, domestic chores, and education, as well as necessary activities such as eating and sleeping.

Hayatta hedeflediğiniz bazı şeylere ulaşmak için konfor alanımızdan çıkmak zorunda olduğumuz durumlar olabiliyor ve bunu yapması genellikle pek kolay olmuyor, adı üstünde: konforlu olduğunuz alan. Neden çıkmak isteyesiniz ki? İnsanlar farklı yapıya sahip olabilirler, bazıları için konfor alanından çıkmamak en huzurlu yol olabilir. Ancak benim için öyle değil ve İsveç’e taşınmamız ‘konfor alanından çıkmak’ adına harika bir fırsattı.

Taşınmadan önce neler yapıyordum?

Çalışmak zorunda olduğumdan dolayı kalan zamanlarda gezmek istiyor, finansal yetersizlikten dolayı yeterince gezemiyor, psikolojik dengesizlikten dolayı düşük ücretli (ya da ücretsiz) uğraşılar bulsam da çoğu zaman bunları gerçekleştirmek için yeterli motivasyonu bulamıyordum. Özet olarak yaptığım şey genellikle bisikletime atlayıp kendimi dağa taşa vurup kamp yapmak ya da bir yerlerde dinlenip ateş yakmak ve yemek/içmek oluyordu. Evet, bu belki de hala hayatta yapmaktan en zevk aldığım şeylerden biri ve bunu yaparken çok mutlu oluyorum. Ancak sorun şuydu ki, bunun dışında hiçbir şey yapmıyordum.

Doğancı Barajı, Bursa

İsveç’e yerleşmemiz üzerinden yaklaşık 3 ay geçti. Buraya taşınmamızın yeni deneyimler yaşamaya ve yeni beceriler kazanmama vesile olmasını istiyordum. Yazının başında bahsettiğim ve beni harekete geçirecek olan o itici gücün buraya taşınmamız olduğuna inanıyordum. Öyle ki, kısa bir sürede bile yeni deneyimler yaşamaya başlayabildim. Birçoğunda her ne kadar çekiniyor olsam da her seferinde kendimi zorlayıp denemek için fırsat yaratabildim. Yeni bir ülkeye taşınmak ve her gün yeni şeyler keşfetmek bile zaten ayrı deneyimlerken bunun yanında lokal insanlarla tanışıp onların boş zamanlarında yaptıkları şeyleri dinlemek bile yeni şeyler öğretiyor. Örneğin geçtiğimiz haftalarda bir iş arkadaşım İsveçlilerin dondurma yemeyi çok sevdiğini ve hatta kiraladığın botla ya da kanoyla adaları gezerken dondurma botu ile karşılaşırsan dondurma satın alabildiğini söyledi ve ben de tabii ki de bunu not aldım, bir hafta sonu denenebilir diye düşündüm, neden olmasın (umarım kano kiraladığım gün bu bot ile karşılaşabilirim!) 😄

Hem sizleri burada yapılabilecek aktiviteler özelinde bilgilendirmek, hem kısa sürede neler yapma fırsatı bulduğumu anlatmak, hem de sizleri yeni şeyler denemek üzere cesaretlendirmek ve motive etmek adına neler deneyimlediğimden kısa kısa bahsetmek istiyorum.

Başlayalım!

Shuffleboard

Şirketteki bir takım etkinliği olarak yaptığımız bu oyunu ilk defa duyuyordum. Üzerine kum serpiştirerek kaygan hale getirilen uzun bir ahşap zemin üzerinde kaydırılan plakın duracağı alana göre puan kazandığınız bir takım oyunu. Hafta içi öğle yemeğinden hemen önce yaptığımız bir etkinlikti. Çok keyifliydi ve tekrar oynamak için sabırsızlanıyorum. (İyi de iş çıkarttım.)

Konser: Backyard Babies

Uzun yıllardır konsere gitmiyordum (sağlam da bir metal&folk müzik sever olduğumu belirteyim 🤘) Hep gitmek isteyip, bir şekilde vazgeçtiğimi söyleyebilirim. Yıllardan sonra şirketten bir arkadaşımın davetiyle gittiğim bir konser oldu. Sonrasında fark ettim ki bunu daha sık yapmalıydım ve Göteborg’daki yaklaşan konserlere baktığımda çok sevdiğim gruplardan Lamb of God ve Behemoth’un Haziran ayında aynı gün sahneye çıkacağını gördüm ve ertelememek için hemen bileti satın aldım!

Kaykay

Daha doğrusu long board. Eşim Eda’nın gazıyla aldığımız ve ona fırsat vermeden çılgınca sürdüğüm bir deneyime dönüştü benim için 😄 Fırsat buldukça çıkıp geziyorum; hem çok keyifli, hem de fiziksel anlamda yoran bir etkinlik. Şimdiden iyi sürmeye başladım bile!

Oslo, Norveç seyahati

Yaşadığımız şehir olan Göteborg, oldukça avantajlı bir konumda bulunuyor. İskandinavya’nın 3 kapitaline yaklaşık karayolu/demiryolu ile 3–4 saatlik mesafede.

Biz de bu durumu avantaja çevirip geçtiğimiz hafta Easter tatilinde 2 günlüğüne Oslo’yu gezme fırsatı bulduk.

Buz hokeyi

Yine bir şirket içi takım etkinliği olan ve “Buz hokeyi maçına gelmek ister misin?” sorusuna “Tabii ki de!” cevabını vermemle beraber deneyimleme fırsatı bulduğum bu etkinlikten gerçekten çok keyif aldım. Taraftarlık ve sporda şiddete yönelim çok hoşlanmadığım bir şey olsa da buz hokeyi maçı izlemek oldukça heyecan vericiydi!

Türk Hava Yolları’nın da sponsor olmuş olması ayrı bir gurur tabi, as bayrakları 🇹🇷

Adalar

Göteborg İsveç’in batı kıyısında (Kattegat) yer alıyor ve bu kıyı çevresinde çok kısa mesafede yer alan, rahatlıkla ulaşabileceğiniz çok sayıda ada var. Bunların bazılarına şehrin toplu ulaşım şirketi olan Västtrafik aracılığıyla ücretsiz olarak ulaşabiliyorsunuz (eğer aylık toplu ulaşım kartınız varsa tabi, yoksa tek binişlik gidiş için 28 İsveç kronu vermeniz gerekiyor ki o da bugünün kuruyla 17,5 TL yapıyor).

Buraya taşınmadan önce öğrendiğim ve bir süredir gitmek için istekli olduğum bu adalardan birine geçtiğimiz hafta sonlarından birinde gitme fırsatı buldum: Styrsö.

Neredeyse tamamını gün içinde yürüyebileceğiniz bu adada otomobil sürmek yasak, araç olarak bisiklet haricinde yalnızca golf arabası benzeri elektrikli araçlar ve motorsiklet kullanabiliyorsunuz. Keşfedecek çok sayıda ada olduğunu düşünürsek tek yapmam gereken hafta sonları kendimi dışarıya atacak ataleti bulup bu adaları gezmek olmalı!

Styrsö, Mayıs 2019

Yukarıda bahsettiklerimin bazılarının bir “beceri” yada “beceri kazanmak” ile ilgili olmadığının farkındayım. Ancak bu noktada benim için asıl becerinin evden kendimi dışarı atıp keşfetmek için gerekli ataleti yaratmak olduğunu belirtmek isterim. Ya da farklı deneyimler kazanmanın. Her gün küçük küçük farklı deneyimler yaşıyorum oysa ki. Örneğin İsveçlilerin meşhur Fika’sı gibi. Özünde hep aynı aktivite gibi görünse de her Fika’da konuşulan konulardan farklı farklı şeyler öğreniyorum. Fika’nın ne olduğunu bu yazıda açıklamayacağım, farklı bir yazıda belki 😊☕️

2019 başlangıcında kendime koyduğum bir takım hedefler vardı. Bu hedeflerin şekil değiştirdiğini ve fazlasını gerçekleştirebileceğimi daha ilk çeyreğin sonunda görmek beni çok mutlu ediyor:

Bu anlattıklarım dışında çok sayıda küçük küçük deneyimler var ve neredeyse her gün yenilerini yaşıyorum. Yeni şeyler denemeye fırsat verdikçe daha fazlasının önü açılıyor ve gittikçe daha da heyecanlandırıyor.

Yazının tamamı “iş dışı” aktiviteler ile alakalıydı ama kariyer içerisindeki farklı deneyimler de oldukça dikkat çekici. Bu konuyu “İsveç’te iş hayatı” başlığı altında ayrıca detaylandırmak istiyorum ancak özet olarak şunu söylemeliyim ki insanlar aynı şirkette farklı pozisyonlar deneyimleyebiliyor ya da yıllarca çalıştıkları pozisyondan sıkılmış olup, kendilerini rutine bağladıklarını düşünüp deneyimlerini farklı sektörlerde değerlendirebiliyorlar. Örneğin çalıştığım şirkette 50 yaşlarında bir iş arkadaşım yıllarca sinema sektöründe çalıştığı için bundan sıkıldığını ve yazılım sektörü çok revaçta olduğu için bu sektörü denemek istediğini söylemişti. Burada çok yönlü olmak ve çeşitlilik, tek kelime ile bir ayrıcalık.

Bu yazının büyük bir kısmını belki 1 ay öncesinde yazdım ve tekrar okuduğumda çok da içime sinmediği için yayına almamıştım. Bunun arkasındaki sebeplerden en önemlisi şuydu: yazının temelinde vurgulamak istediğim ‘yeni şeyler deneyimleme’ konusunda kendimi cesaretlendirdiğim ve İsveç’e taşınmamızın bunun için muhteşem bir fırsat olduğunu vurgulamaktı. Yeni deneyimler tatmaya başlamak böylesine büyük bir değişiklik gerektirmediğini sizlere söyleyip, sizleri de cesaretlendirmekti. Ancak yazının devamında yaşadığım deneyimlerin İsveç odaklı olduğunu fark edip yazının ana konusundan uzaklaştığını düşündüğüm için içime sinmeyip yayınlamama kararı almıştım.

Neyse ki “İsveç’te iş hayatı” üzerine yazmak için kendimi hazır hissedip kollarımı sıvadığımda bu taslağı tekrar okumak istedim ve o kadar da kötü olmadığını fark ettim. 1 kişinin bile hayatında olumlu etki yaratma fırsatı verse ne mutlu bana. Ben kendi deneyimlerimi paylaşıyordum, bunu başarma azmimle sizleri de cesaretlendirip sizlerin bulunduğu ya da yakın şehirlerde yapabileceğiniz etkinlikler için farkındalık yaratabileceğini hissedip bu nedenle yazıyı tamamlamak için yeniden o enerjiyi içimde hissettim. Örneğin ben buraya taşınmadan önce 4 seneye yakın Bursa’da yaşadım ve geriye dönüp baktığımda şu etkinlikler yapılabilirdi diye düşünüyorum: binicilik, su kayağı (bkz. Sukay Park), yamaç paraşütü ve sadece lokasyona bağımlı olmayan, evde de yapabileceğiniz tipte şeyler. Örneğin ukulele çalmak. Bu sene içerisinde yapmayı planladığım şeylerden biri. Hala başlamadım!

Neden ukulele çalmak diye sorarsanız hep enstrüman çalmak istediğim ve bir türlü fırsat bulamadığım için ve ayrıca Josh Kaufman’ın gazıyla tabii ki de:

“The First 20 Hours” kitabının yazarı olan Josh Kaufman, yeni bir beceri kazanmak için ilk 20 saatin çok önemli olduğunu belirtiyor.

Eğer siz de adım atmak için motive olduysanız bu yazıyı paylaşarak aynı hisleri sevdiklerinizle de aktarabilirsiniz.

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgiler ❤️

Buradaki iş hayatı, Türkiye’dekinden farklılıklar ve genel olarak İsveç’te yaşam ile ilgili deneyimlerimi çok yakında paylaşıyor olacağım, ilginizi çekiyorsa takip etmek isteyebilirsiniz.

Sıradaki yazılar gelene kadar da gelişmeleri sosyal ağ hesaplarımdan takip edebilir, sorularınızı doğrudan Twitter, Instagram ve LinkedIn üzerinden paylaşabilirsiniz.

iOS Engineer at Spotify via HiQ • Outdoor enthusiast 🌳 gokhan.se

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store